Etiketler

, , , , , , , ,

 

my_rain_by_dolcecaramella-d6x7w2r

Hassas olmak zayıf olmaktır gibisinden bir söylenti dolaşıyor ortalıkta. Sandığımızın tersinin çıkması, söylentilerin güzelliği sanırım. Özellikle empatlık konusunda bu böyle. Ben bu dünyaya empat olarak geldim ve zayıflıkla uzaktan yakından alakam yok: hayat yolum korkaklara göre değil ama elbette dünyanın üzerimde diğerlerine olduğundan farklı bir etkisi var.

Küçüklüğümden beri, daha iyi sürdürülen bir dünyaya olan ihtiyacın farkında oluşumun etkisiyle bende bir asabiyet hakimdi. Ama neden bu kadar asabi olduğumu anlamamı sağlayacak araçlarım olmadığından etrafımdaki dünyaya olan hassaslığımla ve ilişkilerimde beni yanlışa götüren coşkunluğumla başa çıkmakta sorun yaşamaktaydım.

Aşırı hassas (yaklaşık %10luk ) nüfusun geri kalanı gibi, ben de diğer insanlara göre daha çok şey hissediyorum. Aşırı hassas insanlar empatiktir. İçgüdüsel olarak başkalarının duygularını ve enerjilerini hisseder, kendilerine çekerler. Sezgileri çok güçlüdür, onları başkalarına ve dünyaya hizmete iten bir şefkat ve anlayış düzeyleri vardır. “Acını hissediyorum” deyişi, onlar için gerçektir.

Hisleri ve duyguları yeren, donuklaştıran, öteleyen toplumsal vaziyet sağ olsun, biz “hassas” tayfa, biraz bile olsun hissetmekten korkar olduk. Ama bizim hislerimizin farkındalığı olmaması demek, kendi iç GPS’imizden kopmamız demek… Haliyle, bizim için neyin en iyisi olduğunu bilemememiz demek. Yaptığımız her seçimde bunun etkisi görülür; hangi yemeği yiyeceğimize, kuracağımız ilişkilere, hangi işte çalışmamız gerektiğine varana kadar. Aşırı hassas insanın hissetmekten başka seçeneği yoktur.

Vücudum, hislerim ve algılarım, ortalama bir Amerikalının yeme, ilaç kullanma, korku ağırlıklı medya/televizyon ile eğlenme alışkanlığına maruz kaldığında hayatımın her bir alanında dibe çöküyorum – sağlığım, ilişkilerim, mutluluğum etkileniyor.

Çevresindeki enerjiye karşı, hatta yediği şeylere karşı diğerlerine göre daha hassas olanlara dünyanın mevcut durumunun içinde bulunmak oldukça çetrefillidir. Ama aynı zamanda bu durum tam bir armağandır. Çünkü hiçbir faydası olmayan şeylere vücutları tepki gösterdiğinde bunun farkına varırlar; seneler sonra yapılan işin, zararlı beslenmenin yaratabileceği ciddi durumların önüne geçmiş olurlar.

Danışanlarım arasında aşırı hassas kategorisinde olan kişilerin tamamında gördüğüm kadarıyla, hepsi daha sağlıklı beslenmeye, eğlencenin daha pozitif yollarına başvurmaya ve çalıştıkları işle çevreye, bütüne faydalı olmaya yönelik bir güdüme sahip oluyorlar.

Hakikat aslında, aşırı hassas olmanın, aşırı evrimleşmiş demek olduğudur. Yani, kendini zayıf hissetmenin hiç gereği yok!

Yazar: Jennifer Kass       Çevirmen: Serkan Sai Önder
Kaynak: mindbodygreen.com
 
Telif Hakkı © 2014 Empat Hayat. Tüm Hakları Saklıdır. Bu materyalin tümü olmak şartıyla, değiştirilmeden, bedava olarak, telif hakkı uyarısı ve internet bağlantısı (https://empathayat.wordpress.com) ile beraber kopyalanmasına ve dağıtılmasına izin verilmiştir.
Reklamlar