Etiketler

, , ,

44227017_2178660555789078_6578761218721316864_n

Bütün yıldızlar niyeyse hep benim gökyüzüme kayıyor…

İnsanlığın çoğu, alınganlık hastalığıyla çarpışıyor ve bunun bir hastalık olduğunun bile farkında değil. “Haklı” olarak verilmiş tepki olarak görülüyor alınganlık. Elbette buna bu şekilde bir isim koyduğumuzda, olayın en uç hali akla geliyor olabilir, uçlarda yaşanılan alınganlık kimseye güzel gelmez ama biz şimdi alınganlığın küçük-büyük her seviyesine parmak basmak istiyoruz.

Haklı alınganlık diye bir şey yok, ama böyle olmak tamamen normal bir durum. Öğrenen, gelişen insanın bu basamakları aşması hayatın önemli bir öğretisi.

Bu Ekim yeniayı dönemi bana bu konuyu gözlemleme şansı verdi ve Don Miguel Ruiz’in Dört Anlaşma kitabındaki “hiçbir şeyi kişisel algılama” öğüdünü hatırlattı.

Hiçbir şeyi kişisel algılamamak güzel bir öğüt olabilir, ama içi boşsa, ardı görülemiyorsa hiçbir anlam ifade etmiyor.

İnsanların tavırlarının ardını görebilir olmak ve derin bir anlayış geliştirmek önemli. Bunu da yapmayı sağlayacak yegane şey empati kurabilmek.

Ancak burada ufak ama hayati bir ince ayar gerekiyor, çünkü sadece empati kurabilir olmak buna yetmiyor. Çünkü empati kurabilen insanlar genellikle aşırı hassas olduklarından her şeyi kişisel algılamaya, alınmaya daha meyilli oluyorlar. Bu da onları empati kurmaktan alıkoyuyor, kendi çevrelerine ördükleri duvarların içinde saklanıyorlar; üzerlerine “aldıkları” yüklerle birlikte.

Bu yükler, onların dış dünyadan “haklı” olarak korkmalarına neden oluyor ve daha da kalın duvarlar örmeye meylediyorlar.

Bana yazan empat dostlarda bunu çok görmüşümdür, etraflarındaki insanlar onlara o kadar büyük bir rahatsızlık veriyor ki onlardan artık ya nefret ediyorlar, ya da daha fazla olumsuz duyguyla boğuşmamak için çevrelerinden soyutlanıyorlar.

Aslında çoğu empatın merkezlenmekteki acemiliğinin en büyük sebebi de burada yatıyor. Deneyimsizlikten. Deneyim edinmekten korkmaktan.

Kendilerini teslim etseler de, bu empatlar bunu sırf “denemek” için korka korka yaptıkları için bir şeye yaramıyor. Cesareti yüreklerinde hissetmeden, sadece “teknik” bir yaklaşımı kopyalayarak hiçbir yere varamıyorlar.

“Deneme, sadece yap.” düsturunu benimsemeyen bir empatın kendi benliğinde ustalık kazanması çok zor olduğundan, daha çok hassaslıklarının içine çekilmelerini normal karşılıyorum.

Bu yeniay döneminde, geri hareketteki venüsün de etkisi altındayken, insanlarla olan ilişkilerimizde ekstra özenli davranmamız bilhassa kadersel öneme sahipti. Herkes bu dönemde tam olarak “alınganlık” noktasında sınandı. İlişkinizde tam olarak karşıdaki insanlardan nasıl bir yük aldığınızı gözlemleme vakti oluverdi özellikle bu ekim ayı.

Deneyimli bir empat, elbette %100 anlayışlı, affedici ya da dirençli oluyor diyemeyiz çünkü o da hala bir insan. Yaralayıcı duygulara kapıldığı olsa da, bunun onu daha az yaralamasını sağlaması ve yarasına kendi başına pansuman yapabiliyor olması aslında onu”deneyimli” ya da “usta” kılıyor.

Deneyimli bir empatın gözlerinden baktığımızda, yaşanılan olayın ardındaki güdüyü, kırıcı davranan insanın taşıdığı korkuyu, sevgisizliği görebiliyoruz. Konudan bağımsız olarak, yaklaşımda bize iletilen kişinin geçmişine dair, karakterini oluşturan verileri okuyabiliyoruz. Evrende yarattığı etkinin bilincini taşımayan bir insan görüyoruz ya da sadece bizimle eş niyetlere sahip olmayan ama yaradılış çerçevesinde hizmetinin önemli sayıldığı bir varlık buluyoruz.

Deneyimli empat için, bu süreci tekrarlamak bir ödev gibi. Her saniye etrafında olup bitenlere kalbinin sevgiyi doğuran yanıyla yanıt vermek için hazır ve nazır bekliyor. İstese onun da işine gelir alınganlık yaparak sorumluluğu elden bırakmak. Ama bunun faydasız olduğu gibi zararlı bir alışkanlık olduğunu da biliyor o, çünkü alınganlık-üstüne almak demek, kişinin aslında seninle ilgisi olmayan sorunlarını da hayatının bir parçası yapman demek.

“Daima kalbinin sevgiyi doğuran tarafıyla çalış” bizlere verilebilecek en güzel öğüt olur herhalde.

Bu uğurda da, olumsuz bir vaka ile karşılaşan bir empatın, o atmosferden ya da olaydan kaçmaması gerekir. Çünkü kaçmak demek, zaten kaybetmiş olmak demek. Aksine, bu uğurda, kendini geliştirme ve etrafa da o esnada şifa olabilme niyetine sahipken, atmosferi terk etse bile, empatın iyi hislerle oradan ayrılması çok önemlidir. İyi hislerin o an ortamda yaratılması zor görünse bile kaynak daima kişinin içindedir; kötü hisler kendinden bağımsız (dışarıda) görüldüğünde bunu başarmak sadece çaba ve pratiği gerektirir.

Bir empatın yaradılışına uygun olarak yapması belki de en doğru şey, (bir vazife olarak benimseyebileceği yegane şey) ortama şifa olmak, insanların zihnine ışık tutmak olsa gerek. En basiti; Bir sıkıntı varsa, onun zıddını yaratarak atmosferi hafifletmek. Bir tartışma varsa, iki tarafın da (kendi içlerinde) haklı olduğu kısmı görüp dengeyi getirmek.

Bunu yapabilmek için hiç kimsenin bir eğitime ya da araca ihtiyacı yok elbet, tamamen kendiniz olarak yapabilirsiniz. Şu anki mesleğinizi değişmenize, ya da etrafınızdaki insanlardan uzaklaşmanıza gerek yok. Kendinizi sıkışmış hissetmenize gerek yok. Bu sizin zaten içinizden gelen şey. Her zaman yapmanız gerekiyor diye bir şart da yok, elinize fırsat geçince kullanmanız için var bunlar.

Bir yetenek, onu sürekli olarak kullanmak için var olmaz. Yerinde ve zamanında kullanmak için var olur. Yeteneğin kuşanıcısı yalnızca onu doğru yerde ve doğru şekilde yapmayı, deneyimle geliştirerek uygulamayı öğrenmelidir, işte yeteneğin kuşanıcısının tek sorumluluğu budur.

Yeteneğiniz size bir yük, büyük bir sorumluluk veriyor gibi hissedebilirsiniz. Ama onu size ve sizin andaki koşullarınıza, en uygun şekilde kullanmayı bir kez benimsediğinizde o artık bir yük olmaktan çıkar, akışta-doğallıkla ortaya çıkan bir parçanız halini alır.

Empatların her an herkesin kalbini hissediyor olması, her an herkesin kalbini doldurma isteği hissetmesine neden olabilir ama bu her an vermek zorunda olduğunuz anlamına gelmez. Önce bireysel güvenliği gözetmek sağlıklı bir iletişimin başında gelir.

Kendini harcayan kişi, bir süre sonra kimseye fayda veremez olur.

Ne şekilde, ne zaman verildiği ise büyük önem arz eder. Hiç düşünmeden o an hiperaktif bir güdü ile değil, en doğru anı ve en sağlıklı iletişimi gözeterek verilmelidir. Karşınızdaki insanın bunu isteyip istemeyebileceği göz önüne alınmalı, onun kalbi kırılmadan ve içindeki (belki gizlenmiş ama yüceliğinin nişanesi olan, doğduğu andan beri varlığında taşıdığı) gücü yadsınmadan harekete geçilmelidir.

İnsanlar sıkıntıda olsalar bile, zayıf görülmemelidirler. Bu onları daha da zayıf düşürür ve yükselmelerini engeller. Onlarla irtibatınızda daima onların en güçlü hallerini hatırlamalısınız ki bu onların ruhlarını açsın ve oldukları halden geniş ve ferah bir hale çeksin.

Sizin insanlara bakışınız evrene duanızdır. Onlara nasıl bakarsanız, öyle olmalarını dilemiş olursunuz. Gözlerinizdeki ışıltıyı canlı tutmanız –aydınlık görüşü aktif kılmanız- karşınızdaki insanın da gözlerindeki ışıltıyı canlandıracaktır.

Benden şimdilik bu kadar. Hepinize güzel günler dilerim.


Sevgiyle~

Telif Hakkı © 2018 Empat Hayat. Tüm Hakları Saklıdır. Bu materyalin tümü olmak şartıyla, değiştirilmeden, bedava olarak, telif hakkı uyarısı ve internet bağlantısı (https://empathayat.wordpress.com) ile beraber kopyalanmasına ve dağıtılmasına izin verilmiştir.

Reklamlar